12 Aralık 2010

Büyük Adam Küçük Aşk

Yönetmen: Handan İpekçi
2001’de çekilen Türkiye-Yunanistan-Macaristan ortak yapımı film, aynı coğrafyayı paylaşan insanların dilleri farklı olsa da sevginin dilinin aynı olduğunu, 75 yaşındaki yargıç emeklisi Rıfat Bey ile yakınlarını bir polis operasyonunda  kaybeden  küçük   Kürt  kızı Hejar’ın öyküsünü anlatıyor.
Aynı evde iç içe yaşarken, birbirine bu kadar yabancı kalmış, tanışmamış ve tanıştırılmamışların hikayesidir..
Rıfat Bey’in karşı dairesinde militan görünüşlü ve polisi görünce silaha sarılan 2 kişi, onlara yardım etmeye çalışan bir avukat, ve amcası tarafından yoksulluktan kırılmasın diye o avukata bırakılan Hejar vardır. Evden üç ceset çıkarken Hejar saklandığı dolabın kapağını açar ihtiyatla, çatışmanın izleri vücudunda yürür, yargıcın temizlik işlerini yapan Sakine görür onu önce, sonra da Rıfat Bey. Evine alır küçük Hejar’ı ama Kürtçe konuşmaya başladığı an Rıfat Bey’in gözünde bir çocuk olmaktan çıkar. Kolundan yaralanmış, ölesiye korkmuş bir çocuk değildir artık o, bütün varlığı bir yana o bir Kürt’tür. Rıfat Bey ise öylesine milliyetçidir ki aslında bir Kürt olan Sakine bile Rıfat Bey’in korkusundan kızla Kürtçe konuşamaz. Dillerini bilmediği daha önce hiç tanımadığı insanların arasında yalnızdır Hejar..
Emekli yargıç son derece otoriter, cumhuriyet ilkelerine ziyadesiyle bağlı, milliyetçi duyguları hat safhada ve yalnız…Küçük bir kız, Kürt, olabildiğine inatçı, kimsesiz ve yalnız…Hejar köyünde anasını, babasını, kardeşlerini yitirmiş, Rıfat Bey ise hayat arkadaşını, can yoldaşı karısını toprağa vermiştir.
Kendi sorunları da vardır Rıfat Bey’in, kendi içinde çelişkilerle boğuşurken huzur evine yerleşmeyi düşünmektedir. Huzurevi yolunda “Herkes ait olduğu yere gidecek” derken Hejar’a aslında kendini kastetmektedir. Aksi ihtiyar, bir çocuğun elleriyle hayatı yeni baştan öğrenir sanki. Zaman geçtikçe Hejar, onun deyimiyle ‘inatçı’ Kürt’ten çok, bir çocuk olmaya başlar Rıfat Bey’in gözünde. Acıkan, bitlenen, tuvaleti gelen, salıncakta sallanmak isteyen, annesini özleyen, kedileri seven bir çocuk..
Keder ve yalnızlık ırk tanımaz..Hejar pasta yerken ağlamaya başlar, annesini özlemiştir, kendi diliyle konuşup onu anlayabilecek insanları özlemiştir. Rıfat Bey teselli etmeye çalışır ama anlamaz Hejar, ağlamaya devam eder. İhtiyar, önce sert çıkar ve “Ağlama, ne dediğini anlamıyorum çocuk, sus! ” der. Küçük Hejar ile diyalog kurmanın yegane şartı ise onun dilinde konuşmaktır ve evde Kürtçe konuşulmasına tahammül edemezken Sakine’yi arar:
 “Ağlama ne demek Kürtçede Sakine? ” diye sorar. Hangi dilde olduğu mühim değildir artık: “Negri, lütfen negri…”
Bir akşam yemeğinde ise efkârlanma sırası ihtiyardadır. Rakısından bir yudum alırken, salon duvarına asılmış olan karısının gençlik portresiyle göz göze gelir. Merhum eşi ve onu zor koşullarda okutan anası gelir aklına ve ağlar..Bu gözyaşları inatçı Kürt kızı Hejar'ın direncini kırar ve Rıfat Amcası’nın elini tutar ve ardı ardına bağırır: "Ağlama, ağlama!"
Filmde sınıf konusu ele alındığı gibi mükemmel bir aşk hikayesi yer almaktadır lakin biraz daha arka planda kalmakta Hejar ve Rıfat Bey'in ilişkisi yanında. Bazı gerçeklikleri görebilmemiz açısından mükemmel bir film ortaya çıkarmış Handan İpekçi, ellerine sağlık öyle güzel sunmuş ki insanın insanı epey düşündürüyor doğrusu, izlemenizi tavsiye eder iyi seyirler dilerim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder