Fark ettim de ne kadar çok virgül ne kadar çok üç nokta kullanıyorum yazılarımda..Anlıyorum ki, noktalama işaretlerini kullanışımız da karakterimizi yansıtıyor..Bitmek bilmiyor söylemek istediklerim sıralıyorum peşi sıra, aklımda hep ya yanlış anlaşılırsam kaygısı var..Birbiriyle aynı anlama gelen ne kadar çok cümle kuruyorum, her biri birbirinden farklı üsluplarda..Bu da mı olmadı? Hım..E bunu denesek? babında..Sözcüklerin duyguları iyi ifade edemediğini düşündüğüm anlar geliyor,ne söyleyeceğimi bilemiyorum, o yüzdendir ki konuşurken bolca teklemem..Ya yanlış anlaşılır ya kendimi yanlış ifade edersem diye..Üç nokta var birde yoldaşım o benim, tamamlıyor sanki tüm eksikliklerimi..Konuşamadığım da ya da karşı tarafın beni anlamayacağını düşündüğüm anda geliyor aklıma; boşlukları sen doldur misali: Nasıl anlamak istiyorsan öyle algıla neticede anlatabildiklerimiz anca karşımızdakinin bizi anlayabildiği kadar..Üç nokta günlük yaşamda suskunluğu ifade ediyor aslında, derin bir sessizlik kaplar ya hani bazen her şey kifayetsiz kalır bazı anlarda işte o zaman üç noktalar giriverir hayatımıza..Anlatamayacağımı düşündüğüm pek çok çelişkim ve bir o kadar da çözümleyemediğim sorular var, ondandır suskunluğum..Beynimin içini kemirir çoğu zaman, kendime susma hakkımı kullanamam çünkü..Bilirim olanı biteni, kayıtsız kalamam aslında; işte o anda tutar bir baş ağrısı, maksat bahanemiz olsun.. Uyusam geçer belki düşünceleri ile kimi zaman uykuya vururuz kendimizi o zaman da rüyalarımız bizi yalnız bırakmaz..Her daim yalnız olan biz aslında kendi ruhumuzun baş düşmanıyızdır da, her an gözler bizi..
Ya düşünceler insanı nasıl etkiler? Düşünceler ve mutluluk eş zamanlı mıdır? Düşündüğümüz zaman mutlu olamayız ya da mutlu olduğumuzda düşünme yetimizi yitiririz diye bir kaide mi var? Kim bilir..
Ya düşünceler insanı nasıl etkiler? Düşünceler ve mutluluk eş zamanlı mıdır? Düşündüğümüz zaman mutlu olamayız ya da mutlu olduğumuzda düşünme yetimizi yitiririz diye bir kaide mi var? Kim bilir..
Bazen mutlu olduğumda kendimi pişman hissediyorum ben (Belki de bana has garip davranışlardan biridir, toplumun anlayışında yer ettiği gibi pek de ‘normal’ biri sayılmam aslında..) ve etrafımdaki olumsuzlukları fark ediyorum anında, sanki suç işlemiş gibi asılıveriyor yüzüm..Görünüşten ziyade anlama önem veren birisiyim ben, pek fark etmem aslında etrafta ne olup bitmiş ama nasıl oldu? Ve nasıl bitti? Önemli olan budur..Aslında boşver olan olsun biten bitsin, üç maymunu oyna biraz..Görme, duyma,işitme! Doğru olanın bu olmadığına karar veriyor hemen ruhum, mutsuz olacaksın başkalarının mutsuzluğuyla diyor.. Alın yazımıza yazılmış bir kere diyip kaderci olacaksın diyor..Medyada yer alan dizilerden, okuduğumuz pek çok hikayeden de bize öğretilen bu değil mi aslında? Olanla yetinmesini bil ve kaderine razı gel, altı üstü sıradan bir insansın, ancak ve ancak mutlu insanları şık giyimleri, yeme-içme adetleri ile magazin sayfalarında görebilirsin, sen de kimsin ki? Tabii buna aldananlardan olmayı reddediyorsak (ki ben ediyorum) mutluluk kavramının arayışına gireriz..Mutluluk nedir? Benim mutluluk anlayışım bir çocuğun gülümsemesinde, kıvrımında yıllar biriktirmiş göz pınarında, dostun dokunuşunda, çiçeğin açışında, güneşin doğuşunda, mutluluk denizde ve özgürlükte..Mutluluk her daim bizimle aslında ama ‘ben’ mutluyken değil ‘biz mutluyken’ anlamlı yani mutluluk tekil değil çoğul bir kavram aslında..Hayata hayat katan her anda mutluluk bizimle !





